• Benim dersim altı

    Yumuşak bastırma politikası’ sonuç alıcı ve tutarlı bir strateji değil. Böyle bir strateji hastane yatışları eğrisini epey aşağıya çekse de, üssel eğri hastane/yoğun bakım kapasitesinin hala çok üstüne çıkıyor. Bunun sonuçları, ‘hiçbirşey yapmamanın” daha hafif bir versiyonu olsa da, yüksek sayıda hastalanma ve ölümler kaçınılmaz oluyor. Bir şeyi yapıp, doğru dürüst yapmamak anlamsız, kendi içinde tutarsız oluyor. (Pueyo’nun aşağıda referans verilen iki yazısında ve birçok simülasyon çıktısında bu kanıtlanıyor).

  • Benim dersim beş

    HEMEN hastane ve ‘esnek’ yoğun bakım ek kapasite yaratmak/yönetmek (Buna da EK diyelim). Çünkü sert bir bastırma sonrası bile var olan kapasite yetmeyecek. (Japonya ve G.Kore hariç birçok ülkede olan). Acil olarak hastane odası, özel yatak, oksijen/cihaz/malzeme ve gerekli ‘personel’ artışı için en hızlı işe koyulmak gerekiyor (Çin bunu başardı). Eğer 2 ve 3. yöntemler (bir arada “BEK” oluyor) birlikte yapılırsa, pandemi ilk sezonunda (Haziran’a kadar), herhangi bir hastalıktan daha ağır bir hasar yaratmıyor. Ve çok değerli bir ZAMAN kazanılıyor. Bu BEK politikasının altın değeri, kazanılan bu zaman. ‘Ama salgın tam yok olmayacak, sonbahardan sonra tekrar patlayacak’ karşı-görüşü ise geçersiz ve anlamsız, çünkü çok değerli olan ZAMAN boyutunu yok sayıyor:

    Benim dersim beş

    2.00$3.00$
  • Benim dersim bir

    Tüm geçmiş veriler, epidemik bilgi ve bir sürü simülasyon modeli hep aynı sonuca işaret ediyor: ‘yumuşak’ politikalar ne sonuç alıcı, ne de kendi içinde tutarlı; büyük ölümlere (pandemiden ve başka hastalıklardan) yol açacağı gibi, orta-uzun dönemde sosyal-ekonomik olarak da çok kötü olacak.

  • Benim dersim dört

    Yukarıda özetlenen 2, 3 ve 4. yaklaşımlar (BEKİD) birlikte ve TAVİZSİZ, sabırla ve akılla uygulanırsa, bu pandemi ciddi bir hasar vermeden yenilebilir. Ama bu gerçekten çok ciddi bir odaklanma ve ikna gerektiriyor – ulusal ve uluslararası düzeyde. Karşımızda üssel olarak patlayan bir problem var ve iki-üç günlük bir tereddüt ya da kural gevşemesinin sonuçları şaşılacak kadar kötü olur. Esnek Ek kapasite yaratma (EK) ayağı da günler/haftalar alacağı için, çok hızlı ele alınmalıdır. (Bizde başladığını duyup okuyorum, umarım öyledir).

    Bilimsel literatür, veriler, modeller… karşımızda doğrusal olmayan, dinamik ve zor bir problem olduğunu da, çözümünü de gösteriyor (yukarıda 2-4, BEKİD). Bu yazıyı şu iki motivasyonla yazıyorum:

  • Benim dersim iki

    Peki ama kimler bildiri gönderebiliyor? Gıdanın her alanı diyebiliriz. Spesifik olarak alt dallar vermek gerekirse de gıda bilimi ve kimyası, gıda teknolojileri, beslenme ve diyetetik, gastronomi ve mutfak sanatları ile gıda güvenliği alanlarında çalışan herkes bildiri gönderebiliyor.

    Katılımcı olarak izlemek içinse böyle bir koşul yok. Gıdadan haberdar olmak isteyen herkes ücretsiz katılabiliyor.

  • Benim dersim üç

    Araştırmacılar yalnız insanların beyin etkinliklerini daha sosyal olan insanların beyin etkinlikleriyle karşılaştırdıklarında dikkat çekici farklılıklar görülmüş. Yalnız insanların etkinlik motifleri, diğer devrelerden daha fazla ayrılmış. Ayrıca kişinin kendi ve yakın arkadaşları için olan nöronsal motifler de farklı. Birçoğumuzda kendimiz veya arkadaşlarımız hakkında düşündüğümüzde çok benzer motif takımları görülür. Oysa yalnız insanlarda böyle bir durum yok. Beynimiz bu nedenle sosyal kategoriler kadar kendimizle olan bağımızla ilgili bilgiler veriyor. Sonuçlar, kronik sosyal izolasyon duygusunun, kendisini yalnızlık olarak yansıttığını gösteriyor. Ancak bu nöronsal farklılıkların neden mi yoksa etki mi olduğu henüz açıklanamıyor.

  • eski sinif canisi

    Otomotiv sektöründe Volkswagen’in emisyon oranlarında hile yaptığını kabul etmesi ile ortaya çıkan büyük skandal, ABD ve Avrupa’da “düşük emisyonlu araç” üretimine ilişkin regülasyonların otomotiv üreticileri üzerinde yarattığı baskıyı gözler önüne serdi. Düşük emisyon sağlamanın en güvenilir yolu ise araçların ağırlığını azaltmak, bu da otomotiv sektöründe kompozit malzeme kullanımının giderek yaygınlaşmasını sağlayacak.

  • Necmettin Erbakan Üniv. Sınıf

    13. yüzyıl ile beraber üniversite çevrelerine giren Fransisken ve Dominiken Tarikatları, üniversitelerin rotalarını önemli düzeyde etkilemiştir. Hıristiyan düşüncesinin sistemleştirilmesinde rol oynayan Dominiken tarikatı felsefeye yönelik çalışmalar yapmış, skolastik yöntemin yeniden yapılandırılmasında rol oynamış ve bunların neticesinde Rönesans’ın tohumlarını atmıştır. Fransiskenler ise bilime yönelmiş ve bilimsel düşüncenin gelişmesinde önemli düzeyde etkili olmuşlardır (Küken, 2001: 85-87, Doğan, 2003). Her ne kadar Orta Çağ Avrupa’sı günümüz üniversitelerinin temellerini atmış olsa da, günümüz üniversite mantığını tam olarak yansıtmamaktadır. Orta Çağ üniversitelerinin temel misyonunun ancak eğitim olduğu söylenebilir. Genel olarak Yunan ve İslam bilgi mirası toparlanmaya çalışılmış ve bunların eğitiminin verilmesi temel hedef olmuştur. Özellikle teoloji ve felsefe gibi geniş açılımların yapılabileceği alanlarda bile, öğretim üyeleri öğrencilere bildiklerini aktarmış, öğrenciler de sorular karşısında öğrendiklerini aynen tekrar etmiştir. Bu alanlarda yapılan tartışmalar genellikle geçmişten gelenleri tekrarlamayı ve güzel konuşma alışkanlığı kazandırmayı hedeflemiştir (Rukancı ve Anameriç, 2004).

Main Menu